Sözleşmenin hile ile veya yanılarak yapıldığı fark edildiğinde, çoğu kişi "nasılsa geçersiz" diye düşünüp bekler. Türk Borçlar Kanunu bu bekleyişi onay sayar:
"Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır." (m.39/1)
İki davranıştan biri yeterlidir: bağlı olmadığını bildirmek ya da verdiğini geri istemek. Ama biri mutlaka bir yıl içinde yapılmalıdır.
🔑 Ve fıkranın devamı önemli bir kapı bırakır: m.39/2 — "Aldatma veya korkutmadan dolayı bağlayıcılığı olmayan bir sözleşmenin onanmış sayılması, tazminat hakkını ortadan kaldırmaz."
Yani süre kaçsa bile aldatma ve korkutmada tazminat yolu kapanmaz.
Yanılma: esaslı olmalı
m.30: "Sözleşme kurulurken esaslı yanılmaya düşen taraf, sözleşme ile bağlı olmaz."
m.31, esaslı sayılan yanılma hâllerini sayar — bunların başında gelenler:
- Yanılan, kurulmasını istediği sözleşmeden başka bir sözleşme için iradesini açıklamışsa,
- Yanılan, istediğinden başka bir konu için iradesini açıklamışsa,
- Yanılan, sözleşme yapma iradesini gerçekte sözleşme yapmak istediği kişiden başkasına açıklamışsa.
⚠ Madde "özellikle aşağıda sayılan" der; liste örnekleyicidir.
m.33 — iletmede yanılma: sözleşmenin kurulmasına yönelik iradenin haberci veya çevirmen gibi bir aracı ya da bir araç tarafından yanlış iletilmiş olması hâlinde de yanılma hükümleri uygulanır.
🔑 Saikte yanılma: kural ve üç şartlı istisna
m.32: "Saikte yanılma, esaslı yanılma sayılmaz. Yanılanın, yanıldığı saiki sözleşmenin temeli sayması ve bunun da iş ilişkilerinde geçerli dürüstlük kurallarına uygun olması hâlinde yanılma esaslı sayılır. Ancak bu durumun karşı tarafça da bilinebilir olması gerekir."
Kural: niçin sözleşme yaptığınızdaki yanılma esaslı değildir. İstisna üç şarta birden bağlıdır:
- Saik, yanılan tarafından sözleşmenin temeli sayılmış olmalı,
- Bu, dürüstlük kurallarına uygun olmalı,
- Durum karşı tarafça da bilinebilir olmalı.
Üçüncü şart pratikte belirleyicidir: içinizde kalan bir beklenti, karşı taraf bilemeyecek durumdaysa sözleşmeyi sarsmaz.
Yanılmanın sınırları: dürüstlük ve kusur
m.34/1: "Yanılan, yanıldığını dürüstlük kurallarına aykırı olarak ileri süremez."
🔑 m.34/2: diğer tarafın, sözleşmenin yanılanın kastettiği anlamda kurulmasına razı olduğunu bildirmesi durumunda, sözleşme bu anlamda kurulmuş sayılır.
Bu, karşı tarafa dosyayı kurtaracak bir hamle verir: yanılanın kastettiği anlamı kabul ettiğini bildirirse, sözleşme ayakta kalır.
m.35/1 — kusurlu yanılanın tazminat borcu: yanılan, yanılmasında kusurlu ise, sözleşmenin hükümsüzlüğünden doğan zararı gidermekle yükümlüdür. ⚠ Ancak "diğer taraf yanılmayı biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, tazminat istenemez."
m.35/2: hâkim, hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda, ifadan beklenen yararı aşmamak kaydıyla daha fazla tazminata hükmedebilir.
🔴 Aldatma: esaslılık aranmaz
m.36/1: "Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, sözleşmeyle bağlı değildir."
Bu, aldatmayı yanılmadan ayıran temel farktır: yanılmada esaslılık aranırken, aldatmada aranmaz. Aldatan taraf, yanılmanın önemsizliğine sığınamaz.
m.36/2 — üçüncü kişinin aldatması: üçüncü bir kişinin aldatması sonucu sözleşme yapan taraf, ⚠ sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde sözleşmeyle bağlı değildir.
Yani üçüncü kişi aldatmışsa ve karşı taraf bundan habersizse, sözleşme ayakta kalır.
| Yanılma | Aldatma | Korkutma | |
|---|---|---|---|
| Esaslılık şartı | Aranır (m.30) | Aranmaz (m.36/1) | Aranmaz |
| Üçüncü kişiden gelirse | — | Karşı taraf bilmeli veya bilecek durumda olmalı (m.36/2) | Kural olarak yeterli (m.37/1) |
| Kusurlu tarafın tazminatı | Yanılan kusurluysa öder (m.35) | — | Korkutulan hakkaniyette ödeyebilir (m.37/2) |
| Süre kaçarsa tazminat | — | Tazminat hakkı durur (m.39/2) | Tazminat hakkı durur (m.39/2) |
Korkutma: üçüncü kişiden gelse bile
m.37/1: "Taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa, sözleşmeyle bağlı değildir."
Aldatmadan farklı olarak, korkutma üçüncü kişiden gelmiş olsa dahi kural olarak sözleşmeyi bağlayıcılıktan çıkarır.
⚠ m.37/2: korkutan bir üçüncü kişi olup da diğer taraf korkutmayı bilmiyorsa veya bilecek durumda değilse; sözleşmeyle bağlı kalmak istemeyen korkutulan, hakkaniyet gerektiriyorsa diğer tarafa tazminat ödemekle yükümlüdür.
m.38/1 — korkutmanın koşulu: korkutulan, içinde bulunduğu durum bakımından kendisinin veya yakınlarından birinin kişilik haklarına ya da malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı ise, korkutma gerçekleşmiş sayılır.
Ölçüt üç katmanlıdır: tehlike ağır ve yakın olmalı, kişilik hakları veya malvarlığına yönelmeli, ve korkutulanın buna inanması haklı görülmelidir.
🔑 m.38/2 — hakkın kullanılacağı tehdidi: "Bir hakkın veya kanundan doğan bir yetkinin kullanılacağı korkutmasıyla sözleşme yapıldığında, bu hakkı veya yetkiyi kullanacağını açıklayanın, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir menfaat sağlamış olması hâlinde, korkutmanın varlığı kabul edilir."
Bu fıkra ticari pazarlıklarda önemlidir: "dava açarım", "takip başlatırım", "şikâyet ederim" gibi meşru bir hakkın kullanılacağı uyarısı tek başına korkutma değildir — ancak karşı tarafın zor durumundan aşırı menfaat sağlanmışsa korkutma kabul edilir.
Süre nasıl işler
m.39/1, başlangıcı üç ayrı ana bağlar:
- Yanılmada: yanılmayı öğrendiği an,
- Aldatmada: aldatmayı öğrendiği an,
- Korkutmada: korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı an.
Korkutmada sürenin öğrenme değil etkinin kalkması ile başlaması bilinçli bir tercihtir: baskı sürerken hak kullanılamaz.
Zamanaşımı ile hak düşürücü sürelerin genel işleyişi, kesilme ve durma kuralları için zamanaşımı: kesilme, durma ve def'i yazımıza bakınız.
Ceza hukuku boyutuyla sınır
Aldatma, aynı olguda dolandırıcılık suçunu da oluşturabilir; ancak hukuk davasındaki "aldatma" ile ceza hukukundaki "hileli davranış" aynı kavramlar değildir ve süreleri ayrıdır. Ayrımı için güveni kötüye kullanma ve dolandırıcılık yazımıza bakınız.
Sözleşme geçerli olmakla birlikte edimler arasında aşırı dengesizlik varsa devreye giren kurumlar farklıdır; bunun için sözleşmede hâkimin müdahalesi yazımız ilgilidir.
Bu dosyayı nasıl açıyoruz
İlk çıktımız bir görüşme değil, yazılı bir hukuki değerlendirmedir. Bize şunları gönderirsiniz: sözleşme metni ve ekleri, sözleşme öncesi görüşme ve yazışmalar (aldatma iddiasında beyanların içeriği kritiktir), yanılma veya aldatmayı hangi tarihte öğrendiğinizi gösteren veriler, korkutma iddiasında baskının niteliği ve ne zaman sona erdiği, karşı tarafa gönderilmiş bildirim veya iade talebi, ve varsa ceza soruşturması evrakı.
Karşılığında kapsamı önceden belirlenmiş bir çalışma alırsınız: olgunun yanılma mı, aldatma mı, korkutma mı olarak nitelendiği ve yanılma ise m.31 anlamında esaslı sayılıp sayılamayacağı, saikte yanılma iddiası varsa m.32'deki üç şartın — özellikle karşı tarafça bilinebilirlik — karşılanıp karşılanmadığı, aldatma üçüncü kişiden geliyorsa m.36/2'deki bilme şartının durumu, korkutma iddiasında m.38/1'deki ağır ve yakın tehlike ölçütü ile hakkın kullanılacağı tehdidi varsa m.38/2'deki aşırı menfaat değerlendirmesi, bir yıllık sürenin hangi tarihte dolduğu, ve süre geçmişse m.39/2 uyarınca tazminat yolunun açık olup olmadığı.
Ücretsiz danışma vermiyoruz. Bu dosya türünde ilk saat satış değil öğrenme tarihinin tespitidir; bir yıl içinde bildirim yapılmazsa sözleşme onanmış sayılır.
Sınırımızı açıkça yazalım: sonucu önceden taahhüt etmiyoruz. Kanun, yanılanın yanıldığını dürüstlük kurallarına aykırı olarak ileri süremeyeceğini ve yanılmasında kusurlu olan tarafın zararı gidermekle yükümlü olabileceğini açıkça yazmaktadır.




